Deivson Rogerio Da Silva; nam-ı diğer BOBO dan Röportaj

Deivson Rogerio Da Silva; nam-ı diğer BOBO dan Röportaj


"Keşke ben gol atmasaydım da Antalya'dan 3 puanla dönebilseydik” diyerek röportaja başlayan Takımımız'ın yeni gol kralı Deivson Rogerio Da Silva; namı diğer “Bobo”, hafta sonunda alınan beraberlikten ötürü biraz moralsiz başladı konuşmaya. “Genç bir takım kuruldu. Bunun tecrübesizliğini maç içerisinde yaşıyoruz. Fakat Antalyaspor karşısında olanlar son derece ilginç. 3-1 öndeyken bir anda rakibin attığı 3 golle geriye düştük. Sahada olanları anlatmak gerçekten çok zor” şeklinde konuşan Brezilyalı yıldızımız, “Böyle bir maç umarım bir kez daha karşımıza çıkmaz. Bunun gibi bir maçın tekrar yaşanacağına inanmıyorum” dedi.
“Aslında çok iyi bir takımız. Bu ekibe takım içinden değil de dışarıdan baktığım zaman koşan, müccadele eden, çok kaliteli bir takım olduğunu görüyorum. Antalyaspor maçının puan kaybı yaşadığımız son maç olmasını temenni ederek, önümüzdeki diğer karşılaşmaları düşünmeliyiz artık” diyen Bobo, Nobre'yi gölgede bıraktığına dair oluşan izlenim için ise, “Bu medyanın görüşü. Takım içinde böyle bir çekişmemiz yok. Mükemmel bir forvet hattımız var. Gökhan Güleç, Nobre ve ben. Gökhan kendisini geçen yıl ispatladı. Herkes onun nasıl bir oyuncu olduğunu biliyor. Nobre'yi ise konuşmaya bile gerek yok. Nobre'nin bir sakatlığı var. Onu da atlattıktan sonra daha güçlü bir şekilde aramıza döneceğine inanıyorum. Ben ise sezon sonuna kadar forma giydiğim her maçta gol atacağım. Bunun için bütün gücümle çalışıyorum” diye konuştu.
Sezon öncesinde koyduğu hedeflere şu an için ulaştığını söyleyen sambacı, ilk olarak hedefinin takıma fizik olarak ve bir uç adamı olarak hizmet etmek olduğunu belirterek, “Fizik gücüm her geçen gün daha iyi seviyeye geliyor. İlerleyen zamanlarda da çok daha iyi bir konuma yükselecek. Gol atmakta asli vazifelerimden bir tanesi. Bütün çalışmalarım Takımımız'a fizik olarak ve skor olarak yardım edebilmek için” şeklinde konuştu.
Bobo, “Tek forvet oynarken mi yoksa çift forvet oynarken mi kendini daha rahat hissediyorsun” şeklindeki sorumuzu ise “İki pozisyonda benim için çok rahat. Tek forvette arkanızda Ricardinho ve Delgado gibi iki büyük güçle oynuyorsunuz. Yanınızda bir partner ile oynadığınızda ise pozisyon bulmanız daha kolay oluyor. Ben her iki durumdan da zevk alıyorum ve kendimi rahat hissediyorum” diye cevap verdi.
Ligde inişli çıkışlı bir grafik sergilediklerinden de bahseden genç golcümüz, “Bir iyi, bir kötü maç oynuyoruz ancak bunların hepsini düzeltebilecek güçteyiz” derken, Teknik Direktörümüz Jean Tigana hakkında çıkan eleştiriler için ise “Dünyanın her yerinde böyle eleştirilere rastlamanız mümkün. Beklenmeyen şekilde puan kayıpları yaşanınca bu eleştirilerin gelmesi de gayet doğal” yorumunu yaptı.
Tottenham ve Dinamo Bükreş maçında kaybedilen puanların UEFA Kupası'nda şansımızı biraz zora soktuğundan bahseden Bobo, “Gruptan çıkabileceğimize inanıyorum. Artık önümüzde iki maçımız kaldı. Club Brugge ve Bayer Leverkusen maçlarından 6 puanla ayrılırsak gruptan da çıkarız. İki maça da çok iyi konsantre olmalıyız” şeklinde konuştu.
İstanbul'da çok iyi vakit geçirdiğini ve İstanbul'un bir yabancı için çok rahat bir şehir olduğunu da söyleyen Bobo “İstanbul, Brezilya'nın Sao Paulo kentine çok benziyor. Zaman zaman ülkemi özlesem de, bunları kafama takmıyor ve İstanbul'da çok iyi bir şekilde zaman geçiriyorum. Burada sürekli yapacak birşeyler var. Her gün yeni yerler görebiliyorsunuz” dedi.
Özel yaşamında evcimen bir insan olduğundan söz eden Brezilyalı genç yıldızımız, “Benim hayatım kızım Julia ve eşim üzerine kurulu” dedikten sonra yaşamının en güzel anısını anlattı:
“Bence en büyük anım Julia'nın doğduğu gün. Eşim hamile iken onunla birlikte çocuğumuzun hayallerini kuruyorduk. Kızımın doğacağı gün geldi ve eşimle birlikte hastaneye gittik. Eşimi acil olarak doğuma aldılar ve ben beklemeye başladım. Hastanede dakikalar bir türlü geçmiyordu. Kızımı bana verinceye kadar geçen sürede sanki yıllar geçmişti. Her an biraz daha heyecanlanıyordum. Benim panikleyen halim çevremdekilere de yansıyordu. Şu anda en net hatırladığım an hemşirenin kucağında küçük bir bebekle bana doğru gelişiydi. Dediğim gibi hastanede zaman geçmiyordu ama hemşireyi gördüğüm dakikadan, Julia'yı kucağıma aldığım saniyeye kadarki süre, bence yüzyıllar kadar birşeydi. Julia'yı kucağıma aldığımda ise dünyanın en mutlu insanı bendim. Bu hatırayı hiç unutamıyorum ve benim için en değerli anı da bu.”
Son olarak Brezilya ve Türk futbolu'nu karşılaştıran ve takım içindeki arkadaşlık ortamı hakkında konuşan golcümüz şunları söyledi:
“Brezilya'da futbol yerden ve ayağa oynanıyor. Türkiye'de ise fizik kondisyon ve mücadele ön planda. Türk futboluna çok kısa sürede uyum sağladığıma inanıyorum. Burada futbol normalin üzerinde seviliyor. Corinthians'daki taraftarlarımız da aynı Beşiktaş taraftarı gibiydi. Beşiktaşlılar gerçekten çok ateşliler ve takımlarını çok seviyorlar. Taraftar açısından da benzer bir takımda oynuyorum. Sonuçlar ne olursa olsun iki takımın taraftarları da maçlara gidiyor. Maç sonuna kadar tezahürat edip takımlarına destek oluyorlar ve alınan sonuca göre tepki verebiliyorlar. Taraftar bir takım için çok büyük bir güç ve bu gerçekten mükemmel birşey. Takım içinde de müthiş bir arkadaşlık var. Belki bazı oyuncularla daha fazla konuşuyoruz ama bu takım içinde ayrılmalar olduğu anlamına gelmez. Genele bakıldığı zaman hepimiz genciz ve çok iyi anlaşıyoruz. Takımda Brezilyalıların bulunması da benim için çok büyük bir avantaj. Kendimi ilk geldiğim günden beri hiç yalnız hissetmedim. Gerek vatandaşlarım, gerek ise diğer arkadaşlarım bana çok yardımcı oldular.”

# Posté le vendredi 29 décembre 2006 07:47

Ricardo Luis Rodrigues, nam-ı diğer “RICARDINHO” dan Röportaj

Ricardo Luis Rodrigues, nam-ı diğer “RICARDINHO” dan Röportaj




Beşiktaşımız'ın sezon başında kadrosuna kattığı ve taraflı tarafsız herkesin gelmesini heyecanla beklediği, havaalanına ayak bastığı anda binlerce taraftarımızın tezahüratlarla karşıladığı Brezilya Milli Takımı'nın başarılı ismi Ricardinho ile özel hayatı ve futbolun kıyısında yaptığımız röportajda Brezilyalı yıldızımızın sıcakkanlılığı ön planda olurken, sorularımıza verdiği içten cevaplar da işimizi bir nebze kolaylaştırdı. “Ülkemize alıştı mı?” diye sormak üzereyken “Türkiye'de uyum problemi yaşayan futbolcuları anlamıyorum” diyerek, biz sormadan ilk cevabını veren futbolcumuz, “Türkiye çok güzel bir ülke. Özellikle İstanbul inanılmaz bir şehir. Canınızın sıkılması neredeyse imkansız. Kendi adıma konuşuyorum; Türkiye'ye ve Türk insanına çok kısa sürede alıştım. Herkes yardımsever ve herkes bana çok iyi davranıyor” dedi. İdman sonrası ne yaptığını, boş vakitlerini nasıl değerlendirdiğini merak ettiğimiz Ricardinho, şu sözlerle merakımızı giderdi:
“İdman sonraları genellikle ailemle vakit geçiriyorum. Fakat bu aralar hava biraz soğuk pek fazla dışarı çıkamıyoruz. Benim en büyük eğlencem ailemle vakit geçirmek. Çocuklarımla her türlü oyunu oynuyoruz ama genellikle futbol ilk sırayı alıyor. Dışarı çıktığımızda ise alış veriş merkezlerine gidiyorum. İstanbul'da gezilecek o kadar çok yer varki en çok hangisi hoşuna gidiyor diye soracaksanız bu biraz haksızlık olur. Akşam yemeklerini bazen dışarıda yiyoruz. Restauranlarınız ve yemekleriniz çok güzel. Semt olarak da genellikle Etiler ve civarını tercih ediyoruz. Çocuklarımdan birisi henüz çok küçük olduğu için dışarı biraz az çıkmayı tercih ediyoruz.”
Şu ana kadar Brezilya'da Avrupa'da ve Türkiye'de bulunan tecrübeli yıldızımız, üç bölgenin de kendine has özellikleri, gelenek ve göreneklerinin bulunduğunu, basit yaşamayı seven bir insan olarak hepsine kısa sürede uyum sağladığını söylerken, üç bölgede de futbolun aşırı derecede sevildiğini belirterek, “Yaşam konusunda olduğu gibi futbol açısından da bir birinden çok farklı özellikler var. Önemli olan bu stile ayak uydurabilmeniz. Ben burada bunların hepsine çok kısa sürede alıştım. Özetle, Türkiye'de bulunmaktan çok mutluyum” diye konuştu.
Sohbetimizde konu yavaş yavaş futbola kayarken, puan kayıplarımızdan söz eden Brezilyalımız, “Şanssız puanlar kaybettik. Şu anda liderin sadece 6 puan gerisindeyiz. Trabzonspor ve Galatasaray'a mağlup olduk, Fenerbahçe ile berabere kaldık. Ama ben zirveden uzaklaşmamızı bu maçlara bağlamıyorum. Durumumuzu küçük takımlar etkiledi. Kayseri Erciyesspor, Sakarya ve Antalya beraberlikleri, Sivas mağlubiyeti şu anda bizi bu duruma itti. Bu maçları kazansaydık şu anda herşey çok daha farklı olurdu. Bundan sonra bunun gibi maçlar oynamayacağımızı ümit ediyorum” dedi.
Kendisinden çok büyük beklentilerin olduğunu ve bunlar için ne düşündüğünü merak ettiğimiz Ricardinho tek cümlelik bir cevapla yanıtladı sorumuzu: “Beklentileri karşıladığıma inanıyorum.” “Delgado ile yan yana oynar mı oynamaz mı?” tartışmasının yersiz olduğundan da bahseden tecrübeli oyuncu “İkimiz de futbolcuyuz. İkimiz de birbirimizle oyanayabilecek yeteneğe sahibiz. Böyle tartışmalar neden çıktı anlamıyorum” diyerek bu tartışmaya da son noktayı koydu.
Türkiye'de futbola nasıl bakıldığını ve bu konudaki düşüncelerini öğrenmek istediğimiz Brezilyalı futbolcumuz, “Türk halkı futbolu çok seviyor. Hatta Brezilyalılar'dan daha çok sevdiklerini söyleyebilirim” derken, derbilerin Türkiye'de çok üst seviyede geçtiğini belirterek, “Ben derbilere alışkın bir futbolcuyum. Dünyanın her yerinde derbi heyecanı, atmosferi aynıdır. Ama burada biraz daha fazla gibi gözüküyor. Derbileri bildiğim için kimseyi bana büyük maçların önemini anlatmak zorunda bırakmadım. Şu ana kadar oynadığımız iki derbiyi de kazanamadık fakat, ikinci yarıda ikisinden de galip çıkacağımızı düşünüyorum” şeklinde konuştu. Fenerbahçe maçındaki gollük pozisyonu ise “Ben kaçırmadım kaleci kurtardı” diye yorumlayan yıldız futbolcu, “Kalecinin dışında gelişen bir pozisyondu, çok iyi bir kurtarış yaptı” dedi.
Ricardinho, “Brezilya Milli Takımı senin için ne anlam ifade ediyor?” şeklindeki sorumuza ise şu sözlerle cevap verdi:
“Milli takımda görev almak benim için herşey diyebiliriz. Kendi ülkenizi, kendi milletinizi temsil ediyorsunuz. 5 kere dünya şampiyonu olan bir takımın bir parçasısınız. En azından ben bunların bir tanesine katıldım. Benim için mükemmel bir duygu. Çağırıldığım her zaman koşa koşa gitmeye hazırım. Beşiktaş'ta oynarken de milli takıma gitmek istiyorum. Oynayacağım maçlar, yapacağım çalışmalar sonucunda umarım o formayı tekrar sırtıma geçiririm.”
Beşiktaşımız'a transfer olacağı gündeme geldiği andan itibaren zaman zaman övülen, zaman zaman yerilen Ricardinho'ya Türkiye'ye transfer olmadan önce hakkında çıkan bir haberi hatırlattığımızda, biraz kızgın, biraz esprili, biraz da gergin bir cevap alıyoruz. Ricardinho transferini eleştiren bir gazetede çıkan haberin özeti şöyleydi, “Brezilyalı, büyük bir futbolcu olduğu için değil, takım arkadaşlarını teknik direktörü Carlos Alberto Parreira'ya şikayet ettiği, futbolcuların kendi arasındaki konuşmaları Parreira'ya sızdırdığı için Brezilya Milli Takımı'nda oynuyor...” Ricardinho, dudak bükerek karşılıyor sorumuzu ve “Milletin ağzı torba değilki büzesin” ifadesiyle başlıyor konuşmaya: “Eline kalemi alan yazıyor. İsteyen istediğini yazabilir. Herkes düşündüğünü, gerçeklerden çok içinden geleni, istediğini yazıyor. Belki bu daha çok işlerine geliyor. Benim Parreira ile olan ilişkim diğer teknik direktörlerle olduğu kadardı. Bundan ne bir fazla ne de bir eksik. Bu tarz şeyleri açıkçası pek umursamıyorum. Belki bunu yazmayı unutmuşlardır, ben hatırlatayım; herhalde 2002 Dünya Kupası'nda Scolari'nin de çok yakın arkadaşıydım ki o kupaya beni de götürdü”. Bu konudaki son cümlesini ise gülerek söylüyor Brezilyalımız: “Bu durumda Dunga ile de çok yakın ilişkiler kurmalıyım.”
Son olarak bir anısını bizlerle paylaşmasını istediğimiz Ricardinho, kendisini en çok etkileyen olayın ise Türkiye'ye ayak bastığı ilk gün havaalanında yaşadıkları olduğunu ifade ediyor:
“Benim iş ve özel hayatımda çok iyi anılarım oldu. Hiç kötü hatıram olmadı. Bütün futbol hayatımı futbolu bıraktıktan sonra iyi bir anı olarak anlatabilirim. Ama havaalanındaki karşılama gerçekten muhteşemdi. Binlerce kişi benim adımı tezahürat ediyordu. Böyle birşeyle karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim. Havalanında çıkışımız biraz zor oldu. Arabanın etrafı taraftarlarımızla çevirilmişti ve yola çıkarken büyük güçlük yaşamıştık. Bunlar benim için çok hoş şeyler. O günü unutmam neredeyse imkansız.”

# Posté le lundi 25 décembre 2006 11:24

Ibrahim Toraman Röportaj

Irahim Toraman Röportaj






İdman öncesinde konuştuğumuz İbrahim Toraman ile özel hayatına fazla karışmadan sadece futbol diyerek röportajımıza başlıyoruz. Öncelikle ilk yarının değerlendirmesini dinliyoruz başarılı futbolcumuzdan:

“Beşiktaş gibi büyük bir Camia'nın hedefleri her zaman en tepedeki noktadır. Bizim de hedefimiz bu. Ancak ilk yarıda çok basit maçlarda puan kayıpları yaşadık. Şimdilik sadece ilk yarı tamamlandı. Bu maratonun bir de ikinci yarısı var. 8 puanlık farkı ben çok abartılı bulmuyorum. Bu sezon yeni bir takım kuruldu. Aramıza uzun yıllar bu kutsal formayı giyecek bir çok genç arkadaşımız katıldı. Tecrübesizlik yüzünden 8 puan gerideyiz. Bu fark daha az olabilirdi ama dediğim gibi çok basit maçlarda önemli puan kayıpları yaşadık.”

Bütün bu olanlardan sonra bazı taraftarlarımızın aklına “Beşiktaş hedeften uzaklaştı mı?” sorusu geldi diyoruz. Yanıtı net oluyor Toraman'ın:

“Yaşananları bu şekilde değerlendirirsek yanlış olur. Bunun en canlı örneğini geçtiğimiz yıllarda Takımımız yaşadı. Geçen sezon ise Fenerbahçe ilk yarı bitmeden şampiyon ilan edilmişti; ama 34. haftanın sonunda gülen taraf Galatasaray oldu. Hem de Fenerbahçe bir ara yine 8 puanlık bir fark yakalamıştı. Biz genç bir takımız. Bu sezon ilk yarıda bundan kaynaklanan puan kayıpları yaşadık. Bunların bir çoğunun sebebi ise tecrübesizlikti. Bazı şeyler yavaş yavaş oturmaya başladı. Son maçlarda çok iyi mücadele ediyoruz. Performansımız çok güzel. Bunu ikinci yarıya da yansıtacağız. Özetle ben her şeyin bittiğine inanmıyorum. Böyle olmamızdaki sebeplerden bir tanesi de Anadolu takımları ile yaptığımız maçlardı. İkinci yarıda her şey çok daha güzel olacak. Bundan eminim.”

Futbol Takımımız üzerine yaptığımız sohbet devam ediyor; “Bu sene üç kulvarda başarı parolası ile yola çıktık. UEFA Kupası'na erken veda ettik. Geriye kaldı iki önemli hedef. Bundan sonra neler olacak ?” diye soruyoruz. Genç Kaptanımız karamsarlığa gerek olmadığını ifade ediyor. Avrupa'da başarılı olabilmek için birbirleri ile uzun yıllar oynayan bir kadroya gerek olduğunu söyleyen İbrahim Toraman'a göre tek problem kadronun kaliteli, fakat tecrübesiz olması. “Avrupa'da başarılı olmak kolay değil” diyor başarılı oyuncumuz, “Avrupa tecrübe işi. Böyle bir başarı isteniyorsa biraz sabrı kimse esirgemeyecek. Bakın Avrupa futboluna; başarılı takımların yaş ortalamaları kaç ve ne zamandır beraber oynuyorlar ? Ben bu takıma çok güveniyorum. Şu anda UEFA Kupası'ndan elendik sadece. Bunun da sebebi belli. Tekrar ediyorum; Avrupa'da başarılı olmanın en önemli kuralı tecrübe. Ligde ise çok şey kaybetmedik. Bunun sebebi ne diye soracaksınız ama bunda da en önemli faktör tecrübesizlikti. Kayseri Erciyesspor maçı mesela; tecrübesizlikten kaybedilen bir maçtı. Çok özverili çalışan bir Başkanımız ve Yönetim Kurulumuz var. İstediğimiz her şeyi yapıyorlar. Her zaman arkamızdalar. Şu anda her şey tamam, tek eksiğimiz sportif başarı. Ben bunun da geleceğine inanıyorum.”

Karamsarlığa kapılmamak lazım diye uyarmayı da ihmal etmiyor genç kaptanımız:

“Biz futbolcular başarıya inanıyoruz. Yönetimimiz de bu şekilde düşünüyor. Taraftarlarımızın da bizim gibi düşündüğüne inanıyorum. Fakat dışarıdaki bazı kimseler içlerindeki karamsarlığı yansıtmaktan çekinmiyor. Böyle olduğu zamanda bu taraftara yansıyor, tribünlerden de futbolcuyu etkiliyor. Bu şekilde zincir olarak devam ediyor”

Tecrübe, başarı, Avrupa derken şanssız Bayer Leverkusen maçını hatırlatıyoruz. Söz yine İbrahim'de:

“Maçın başında çok baskılı oynadılar. Çok net pozisyonları vardı ama bu süreyi çabuk atlattık ve oyuna ortak olduk. Deplasmanda yapılması gereken her şeyi yaptık. Bir tek gol atamadık. Bulduğumuz pozisyonlardan bir tanesini değerlendirsek çok şey değişecekti. Yediğimiz gol ise her şeyi bitirdi. Moral bozukluğu başladı. Bana göre çok iyi oynayan bir Beşiktaş vardı. Almanya'da kötü oynayıp yenilsek bu kadar kötü olmazdı ama iyi oynayıp kaybedince gerçekten çok büyük üzüntü yaşadım. Daha önemlisi takım olarak çok üzüldük. Çünkü bu maçı kazanmayı çok istiyorduk.”

Konuyu gündemden biraz uzaklaştırıyoruz. 3 yıl öncesine dönüyoruz. Yani İbrahim'in Anadolu'nun bağrından koparak İstanbul'un çekici hayatına gelişi ve Beşiktaş formasını ilk kez giydiği günlere. Toraman korkmamış İstanbul'a gelirken. “Ben de diğerleri gibi o değirmende öğütülür müyüm ?” diye bir korku düşmemiş içine. Teklif gelince kabul etmiş, taşına toprağına bakmamış İstanbul'un. “İstanbul hayatı diye adlandırılan o korkunç gerçek beni hiç etkilemedi” diye anlatıyor İbrahim. “Beşiktaş'tan teklif gelince hiç düşünmeden kabul ettim. Evet, İstanbul hayatı bir gerçek. Fakat ben buraya gelirken bir çok unsuru atlatarak geldim. İstanbul'da kendinize biraz dikkat edeceksiniz, dikkatli davranacaksınız. Burada insanlar biraz farklı. Çevrenizdekiler çok önemli. Zaten o girdapta boğulmanızın sorumlularından bir tanesi bu. Ben kolay olanı yaptım; Gaziantep'teki hayatımı burada da devam ettirdim ve hiçbir şey olmadı.”

Üç sene önceki Beşiktaş ile şimdiki arasında ne gibi farklar gördüğünden de bahsediyor:

“Geldiğim zaman çok büyük problemlerle uğraşılıyordu. Şimdi bunların çoğu bitti. Bu sene çok iyi transferler yapıldı. Çok iyi genç oyuncular geldi. Hepsi kısa bir zaman sonra parmakla gösterilecek isimler olacak. Kaliteli yabancılar alındı. Ben geldiğim zaman tam bir kaos ortamının içine düşmüştüm. Kaybedilen bir Şampiyonluk vardı. Yeni bir yönetim gelmişti ve yeni bir teknik direktörle yepyeni bir takım kurulmuştu. Bunların hepsi teker teker değerlendirilse bile kitap olur. Şimdi bu sıkıntılar bitti, artık başarıya odaklanan bir ekip var. Sezon başında söylediğimiz gibi; geliyoruz...”

Röportajımızda sürekli genç futbolcularımızdan bahseden İbrahim'e en nihayetinde gençlerimizi soruyoruz ve o da arkadaşlarının satır aralarından kurtulmasının rahatlığıyla anlatmaya başlıyor:

“Gençlerimiz hem kişilik olarak hem de futbolcu olarak adam gibi adamlar. Futbolcu olarak bence Türkiye'nin en iyi genç oyuncuları arasındalar. Serdar Kurtuluş, Serdar Özkan, Mehmet Sedef, Burak, İbrahim Akın ve diğerleri. Bu arkadaşlarımıza biraz sabır lazım. Şimdi, “Üç yıldır sabır sabır nereye kadar?” diye soracaklar ama bu bir gerçek. Taraftarlarımız da haklı. Fakat şu çok iyi bilinsin ki, alınan kötü sonuçların ardından en çok üzülen insanlar biziz. Şampiyonluğu en çok biz istiyoruz. Bizden daha çok isteyen olabilir mi? Futbol bizim işimiz ve biz yaptığımız işte başarılı olmak istiyoruz. Galip geldiğimiz zaman o haftamız çok iyi geçiyor. Çok mutlu vakit geçiriyoruz. Mağlubiyette ise bunların tam tersi yaşanıyor. Tadımız tuzumuz kalmıyor. Bazı insanlar bizim puan kaybettiğimiz zaman üzülmediğimizi düşünüyorlar. Yenildiğimiz zaman kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Gerçi ben bu insanlara da hak veriyorum. Kimse bizim iç dünyamızı bilmiyor. Soyunma odasında maç sonrası yaşananlardan kimsenin haberi yok. Evet biz de insanız ve aldığımız başarısız sonuçlardan sonra ağlayabiliyoruz.”

Gençlerle neler konuştuklarını merak ediyoruz; “Olumlu veya olumsuz her şeye uzun vadede bakmalılar. Günü kurtarmanın hesapları içine girmemeli genç bir futbolcu. Kalıcı başarılara imza atmalı, oynadıkları takımın tarihine adlarını yazmamalılar” diye cevap alıyoruz.

İbrahim Toraman bu sene İbrahim Üzülmez ve Koray Avcı'nın yanına kaptan olarak adını yazdırmıştı. “Beni bu göreve getiren Başkanımız'a ve Yönetim Kurulumuz'a çok teşekkür ediyorum. Beşiktaş gibi bir Camia'da bu yaşta kaptanlık yapmak beni çok gururlandırıyor. Önemli olan bundan sonrası; kaptanlık bilinciyle mücadele etmeliyim” diyen Milli futbolcumuz, “Bu takımda kötü giden bir şeyler olduğu zaman bunda sorumluluğun büyük bir kısmı da biz kaptanlarda. Bunun bilincindeyiz. Herhangi bir aksaklık olduğu zaman önce biz futbolcular olarak aramızda toplanıyoruz ve yaşanan problemleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz” şeklinde konuşuyor.

Ve son zamanlarda tekrarlanan nakarattan bahsediyoruz; “Beşiktaş takımının defans oyuncularını teker teker ele alırsak hepsi çok kaliteli isimler. Fakat bir araya geldikleri zaman bir şeyler eksik gidiyor. Defansta problem yaşanıyor” yorumları... Özetle, “Defanstaki sorun ne ?” diyoruz Kaptanımıza:

“Basında çok eleştiriyorlar; Beşiktaş defansı kötü diye. Peki ne yapmalı o zaman? Bunu başımızdaki insanlar görmüyor mu? Dünyaca ünlü antrenörler görmedi mi bunları? Del Bosque, Rıza hoca, Tigana defansı unuttu mu? Bence çok iyi bir defansımız var. Gazetelerde görüyoruz. Yabancı bir oyuncu alınmalı diye yazıyorlar. Bizden daha iyiyse alınsın. Rekabet olur, bu da başarıyı getirir. Bizden kaliteli bir oyuncu olmayacaksa kimsenin alınmasına gerek yok. Bana göre Türkiye'nin en iyi defansı bizim Takımımız'da”

Sezon başında adı bir çok yabancı takımla yazılan Toraman'ı bir çok Avrupa ekibi istemiş. Mukavelesinin sonuna gelen ve bu sene 2010 yılına kadar Siyah Beyazlı Takımımız'la anlaşma yenileyen Toraman, sadece Avrupalı olmak için yurt dışına gitmeyi düşünmüyor. İyi bir takımın oyuncusu olması gerektiğine inandığını söyleyen futbolcumuz için önemli olan Avrupa'dan bir takımın ismi değil, kıtanın önemli liglerinde boy gösterebilmek. İbrahim Toraman, ya İtalya'da oynamak istiyor ya da İspanya'da top koşturmak istiyor. Ama bir noktayı hatırlatmadan da edemiyor; “Önce Beşiktaş'ta Şampiyonluk yaşamak istiyorum. Ondan sonra Avrupa'dan gelen teklifleri değerlendiririm.” Yurt dışındaki temsilcilerimizle sürekli görüşen Toraman, Emre Belözoğlu ve Tugay Kerimoğlu'nun Türk futbolunun yurt dışında sürekli takip edildiğini ve Türk futbolcusunun ciddi anlamda değerlendirilmek istendiğini söylediklerini belirtiyor. Bu arada atlamadan geçmeyelim; Toraman'ın en beğendiği yabancı oyuncu ise Ricardinho.

Herkesin bildiği gibi maç öncesi kampları her takım için çok önemlidir ve bir takımın mahrem bir bölümü olduğu düşünüldüğü için çoğu kimse kampta neler yaşandığını bilmez. Toraman, kamplarda çok iyi vakit geçirdiğini ve futbol dünyasındaki bir çok ismin tersine hiç sıkılmadığını söylüyor. “Maça konsantre olmak için kamplar çok önemli” diyen başarılı oyuncumuz, aşırı konsantrasyondan kurtulmak için oyun oynayarak vakit geçirdiklerini belirtiyor. Takımımız'ın kamplarında futbolcularımız gelecek maç hakkında konuşup hem konsantre meselesini hallediyor hem de aralarındaki arkadaşlık bağlarını kuvvetlendiriyorlarmış...

Röportajın sonlarına yaklaşıyoruz ve İbrahim Toraman'a ikinci yarıyı soruyoruz. Verdiği cevapla içimizi rahatlatıyor:

“Kaybedeceğimiz bütün puanları kaybettik. Artık böyle bir lüksümüz yok. Son maçlarımız belli bir noktaya geldiğimizi gösteriyor. İkinci yarı hazırlıklarını yapacağımız kampın ardından hedefe gideceğimizi düşünüyorum”

Son olarak başından geçen ilginç bir anısını paylaşıyor yıldız oyuncumuz...

“Senesini tam hatırlamıyorum. Ümit Milli Takım kampındaydım. Doğum günümden bir gün önceydi. İtalya ile bir maçımız vardı. Çıktık oynadık. Ertesi gün yani doğum günüm olduğu gün ise A Milli Takım kampına çağrıldım. Bugünü unutamıyorum. Benim için çok ayrı bir önemi vardır bu hatıramın. İnanılmaz mutlu olmuştum. Doğum günümde ilk kez A Milli Takımımız'ın formasını giymiştim.”

# Posté le jeudi 21 décembre 2006 18:29

Modifié le lundi 25 décembre 2006 11:31

Fortis Türkiye Kupası D Grubu Beşiktaş-Çaykur Rizespor 17.12.2005

Goller: İbrahim Üzülmez (Dk. 14), Bobo (Dk.18), Mert Nobre (Dk.68)
Erhan Albayrak (Dk.59)



Beşiktaş: Vedran Runje, Serdar Kurtuluş, Baki Mercimek, Mert Nobre, Bobo, Ricardinho, İbrahim Üzülmez, Ali Tandoğan (Fahri Tatan Dk.81), Koray Avcı, İbrahim Akın, İbrahim Toraman.

Yedekler: Murat Şahin, Mehmet Sedef, Burak Yılmaz, Gökhan Güleç, Kleberson, Ali Güneş, Fahri Tatan

Teknik Direktör: Jean Tigana

Çaykur Rizespor: Zdravkov, Tolga, Fatih (Jelic Dk.65), Yasin, E.Hasan (Celil Dk.54), Altan, Erhan, Serhat, Bashir, Dia Cire (Murat Dk. 62), Ferdi

Yedekler: Mehmet, Jelic, Murat, Enis, Yavuz, Cemil, Mertgül

Teknik Direktör: Saffet Susiç

# Posté le lundi 18 décembre 2006 12:46

Modifié le mardi 19 décembre 2006 18:08

Besiktas - Çaykur Rizespor Maç Sonu Açıklamalar 17.12.2006 21:35

Besiktas - Çaykur Rizespor   Maç Sonu Açıklamalar                 17.12.2006 21:35
Genel Sekreterimiz Kenan Öner, Teknik Direktörümüz Jean Tigana, İdari Menajerimiz Ali Gültiken ve futbolcularımız Ali Tandoğan ile Serdar Kurtuluş Çaykur Rizespor maçıyla ilgili şu değerlendirmeleri yaptılar:


Kenan Öner:
Bu gruptan çıkıp kupada ilerlemek istiyoruz. Geçen sezon aldığımız kupayı bu yıl da müzemize götürmek istiyoruz. İyi bir oyun oldu, 3 gol attık. Nobre'nin gol atması da çok iyi oldu. Taraftarlarımız bu soğukta geldiler, bizim en büyük gücümüz, 12. gücümüz. Onlara minnettarız.


Jean Tigana:Geçen sene Türkeye Kupası'nda bir başarı göstererek ilk kez yeni haliyle düzenlenen kupayı kazandık. Bu yıl da hedefimiz bu başarıyı yinelemek ve bu kupayı Beşiktaş'a getirmek. Kupada bugün grubumuzda bir maç daha kazandık. Şimdi konsantrasyonumuzu bozmadan Ankara'da oynayacağımız Gençlerbirliği maçını düşünmeliyiz. Futbolcularım lig bitmesine ve UEFA Kupası'nda zorlu bir maç oynamamıza rağmen bu mücadelede gerekli konsantrasyonlarını sağlayıp, sahada özverili bir şekilde mücadelelerini gösterdiler. Özellikle Nobre'nin attığı gole ekip olarak sevindik. Bu gol onun ne zamandan beri çektiği gol kısırlığına da son vermiş oldu. Ümit ediyoruz ki, bundan sonra da sahada gösterdiği mücadelenin karşılığını atacağı gollerle alacak.


Ali Gültiken:Galibiyet güzel, oyun olarak da iyi oynadık. Her gün biraz daha oyun kalitemizin üstüne koyuyoruz. Bu da Takımımız'ın her geçen gün daha iyiye gittiğini gösteriyor. Takımda yardımlaşma ve güven de üst seviyeye çıktı. Nobre, attığı golle rahatladı. Daha fazla gol de atabilirdik, önemli olan Takımımız'ın gollerle birlikte organizasyonunu üst seviyeye çıkarmasıdır. Bunu ikinci yarıda daha çok geliştireceğiz. Serdar Kurtuluş da çok önemli işler yapıyor. Atak yönünde pek fazla görünmüyor olabilir, ancak top rakipteydek bizim adımıza çok önemli işler yapıyor. 19 yaşında ve üstüne aldığı görevleri en iyi şekilde üstüne koya koya yukarıya çıkıyor.



Ali Tandoğan:UEFA Kupası'nda devam etmek istiyorduk, ama çok üzgün döndük. Aradan 2-3 gün geçmeden bir maçımız vardı ve bunu kazanmak zorundaydık. En azından lig ve kupayı kaybetmek istemiyoruz. Elimizden geleni ortaya koymaya çalıştık. Rize de tam kadroya yakın oynadı. Biz bugün daha akıllı oynadık ve golleri bulduktan sonra daha rahatladık. Nobre bugün gol attı ve çok hırslıydı. Onun açısından çok sevindik. İnşallah bundan sonra devamı gelir. Devrenin sonlarına doğru biraz daha toparlandığımız gözüktü. Keşke devre arası olmasıydı. Takım birlik ve beraberliğini tam olarak tamamladıktan sonra araya devre arası girdi. İkinci devre şampiyonluk yolunda önemli adımlar atmamız gerektiğini kamp boyunca konuşup, inşallah sezon sonunda da şampiyon olmak istiyoruz.


Serdar Kurtuluş:Sahaya çıktığım zaman takımın başarısı için elimden geleni yapıyorum. Her geçen gün performansımın üstüne koymaya çalışıyorum ve A Milli Takım'ı hedefliyorum. Ben gün geçtikçe iyi oynadığıma inanıyorum ve mevkime alıştım. Hocamı dinliyorum ve onun dediklerini yapmaya çalışıyorum.

# Posté le dimanche 17 décembre 2006 17:30